dB 13. sayı    haziran 2018

 
Sanat ve Şiddet


Selçuk Mülayim
 
ders BELGELİĞİ Çalışma Grubu, 2 Haziran 2016 tarihli Selçuk Mülayim Söyleşisi

 

Doğada, sanat yoktur; güzel bulduğumuz şeyler vardır. Bazı çakıl taşları, kristaller, güneşin batışı, küçük hayvan yavruları... Bunları, biz güzel buluruz ama bunlar insan elinden çıkmış şeyler değildir. Sanat olabilmesi için insan aklının pırıltısı şart. Bunu arıyoruz biz.

Doğada şiddet de yoktur. Vardır da, doğa onu şiddet olarak adlandırmaz. Beslenme var, av var, avcılık var. Onu şiddet olarak adlandıran insanlar… …Doğada öyle bir şey yok. Biz bunları adlandırıyoruz, etik bir çerçeveye sokuyoruz, ahlaki olarak bakıyoruz. …Doğanın aklı yoktur, kendi diyalektiği vardır. … Doğanın insafı ve ahlakı da yoktur. O kendi diyalektiğinde gider. Ölen-kalan herkes, yaprağın daldan düşüşü gibidir. …Önemsemez yani bizi. Biz, onu suçluyoruz, dramlar ve trajediler yaratıyoruz…
…Orada yürüyen başka bir mekanizma var. Demek istediğim bu.

…İnsanın diğer canlılara göre farkı şu; beyin kapasitesi daha büyük, planlama yapabiliyor ve çevresini kontrol edebiliyor. Dolayısıyla insan bir düzen kuruyor ve bütün bu olayları kendine göre yönlendirmek istiyor. Bazı şeylere hâkim olabiliyor, bazılarına olamıyor. Olamadıklarına kader kısmet diyor; olabildiklerine hükümetiz biz diyor, devletiz diyor.

…İnsan, doğaya bazı ekler getiriyor. Örneğin; çok büyük bir barajın yapılması doğaya ektir. İnsan, bunları hayatını kolaylaştırmak için yapıyor. Ama bazen de kaş yapayım derken göz çıkarıyor. Mesela kullandığımız deterjanların bir santimetreküpü, denizde bir metreküpte canlı bırakmıyor. …Yalnız balıklar değil, görünmeyen planktonların ve hücrelerin hepsini silip süpürüyor. Bunun sonu nereye varacak? Yani bazen de insan düşünemediği, planlayamadığı şeyleri yaratıyor. Tüm bunlar daha sonra sera etkisi ve küresel ısınma olarak karşısına çıkıyor. Sonra yine düzeltiyor, yine bozuyor, yine düzeltiyor, yine bozuyor...

İnsan doğaya bağlı bir canlıdır; doğadan farklı bir şey değil ve insan, kaprisli. Şöyle anlatayım; Hiçbir hayvan türü kendi soydaşlarını açtığı çukura doldurup üstünü kapatmaz. Hayvan türü, yiyeceği kadar av yapar. Genellikle de kendi türünü yemez. Yiyeceği kadar; yani orada beslenme geçerli. Ama insan öbür türlü davranıyor: Yok ediyor, yok ediyor! Kendi adına yok edebiliyor, bunu yapıyor…

…İnsan doğayı kötü kullanıyor. Doğayı, birlikte yaşanacak bir çevre olarak görmüyor, doğaya kötü muamele yapıyor. Kullan at, kullan at… Ama beraber yaşıyorsun, çocuklarına bir şey emanet etmen lazım. İnsan bazen pek düşünmüyor.

Hissettiğim şu ki: İnsan yükselme ve tırmanma çabası içerisinde; insanın iştahının sonu yok, sonu yok! İki metrekare yatakta uyuyabiliyorsunuz, size kırk metrekare yatak verseler, daha mı iyi uyursunuz? Hayır. Yiyeceğiniz içeceğiniz belli, beş kuşağı besleyebileceğiniz servetiniz var ama onunla bitmiyor, insan biriktiriyor ve birikenlerin korunması için silahlanıyor.

 


Söyleşinin tamamını
www.youtube.com/watch?v=lEI7uWtFGew&t=134s 
adresinden izleyebilirsiniz.

 

Kaynak
ders BELGELİĞİ Çalışma Grubu, 2 Haziran 2016 tarihli Selçuk Mülayim Söyleşisi

Söyleşi; Aslıhan Mumcu, Aras Yazıcı, Selin Yağmur Sönmez, Sena Cihangiroğlu, Şerif Yaşar, Özlem Güler. Kurgu-Montaj; Aslıhan Mumcu, Aras Yazıcı, Selin Yağmur Sönmez, Sena Cihangiroğlu Kamera; Sena Cihangiroğlu. İletişim Sorumlusu; Selin Yağmur Sönmez.