dB 13. sayı    haziran 2018

 
Doğa, Sanat ve Felsefe Üzerine


Yunus Güneş
 
ders BELGELİĞİ Çalışma Grubu, 25 Mart 2015 tarihli Yunus Güneş Söyleşisi

 

Yaşadığınız on yıllık süreci göz önünde bulundurduğunuzda sanatçının, doğayla ilişkisini nasıl değerlendirirsiniz?

Ben, köyde doğdum, büyüdüm, sonra şehre geldim. Çocukluğum köyde geçti. Tabiatı sevdim, tabiat içinde oldum ve tabiatı çok derinden algıladım. Onun, öğrettiği şeylerin neler olduğunu hissettim, öğrendim, bildim. Tabiatın bana öğrettiği şeyler, en sağlam şeylerdir. Onlar, hiç unutmadığım, hiç şaşmadığım şeylerdir. Yerçekimi nasıl bir gerçekse; tabiat içindeki yaşam tarzı da o kadar gerçektir.

Ben, on sene içerisinde öyle bir alanda hareket imkanı buldum. Bunu, büyük bir şans olarak görüyorum. Bu şansı herkes elde edebilir; kendisi için yaratabilir. Büyük, şehir merkezinde karanlık bir atölye kurmaktansa, istediği sonuçları elde edene kadar, şehre yakın, geniş alanda, açık bir yerde çalışmak; insanın kendisiyle yüz yüze kalması, gerekirse yine kapalı ortamda çalışması; başkaları kişinin kendi gündemini değiştirmeden, başkasının etkisi olmadan, doğrudan kendi kendini yönetmesi daha iyidir.

Böyle bir alanda çalışırken bir yönden sağlık da kazanıyorsunuz. Günde 2 saat kadar kazma, kürekle veya budama aletleriyle bahçede çalıştım. Bahçeyi önce düzene soktum, kendi istediğim ağaçları dikmek üzere ağaçları söktüm, yeniden düzenledim. Bazı ağaçları, kendi istediğim ağaçları yetiştirmek için aşıladım. Günde 2 saat bahçe ile ilgilenirken hem ben sağlık kazandım, hem de bahçe sağlık kazanmış oldu. Bahçede çalışırken kan dolaşımınız hızlanır, güçlenirsiniz, beyniniz beslenir, iyi şeyler düşünürsünüz, daha yaratıcı olursunuz.

Öyleyse ''sanatçının tek ihtiyacı olan şey tabiattır'' diyebilir miyiz?

Sanatçının en büyük ihtiyacı; kendisiyle baş başa kalmak, kendisiyle yüz yüze gelmek ve kendisiyle yüz yüze gelen insan tasarımını, bütün samimiyetiyle ortaya koymaktır; başkasının etkisinde kalmadan, doğrudan bir özne olarak hareket halinde olmak, onun enerjisini kullanıp bir maddeye dönüştürmek ve bir sanat eseri üretmektir. Çok yüksek değerde bir ürünü ortaya koymak için dünyanın en güçlü devletine gitmeye hiç gerek yok. Sanatçının kendi iç dünyasını, kendi ortamını, kendi donanımını kullanarak ve kendisiyle yüz yüze gelerek, samimiyetle çalışması çok önemlidir. Eğer bütün samimiyetinizle ortaya bir şey koyduysanız sizin bu ürününüz; kültürün, sizin elinizle ortaya koyduğu sonuçtur ve ben, bunu çok değerli buluyorum. Sanatta, başkası gibi olmak, başkasına öykünmek, bir başka sanatçının taklidini yapmak yani; samimiyetsizlik kötü bir şeydir.

Eğer bir şey yapıyorsanız, o size ait olmalıdır. Sizin kimliğinizi taşımalıdır. Sizin kan dolaşımınızın, sizin enerjinizin, sizin zihinsel gücünüzün, sizin kültürünüzün ve bütün tecrübelerinizin bir sonucu olarak ortaya çıkmalıdır. Eğer çıkıyorsa bu tabii ki içten bir iştir. Ben, bunu bir sanat eseri olarak kabul ediyorum. Eğer bir işte samimiyet yoksa siz ne kadar kaliteli derseniz deyin, onda büyük bir eksiklik ve bir dış arıza vardır. Biz onu reddediyoruz. Ortaya çıkan ürünün bir değer olabilmesi için; taklit eden değil, tasarlayan sanatçı olmak gerekir. Taklit edilen ürün, bir başkasının eriştiği özel bir noktadır. Onu bir başkası tekrar ettiğinde, belki bir değeri olur ama bu, ilk tasarımın taklit eden kişide sürmesidir. Bunu, taklit eden kişinin ortaya çıkardığı ürün olarak kabul etmemek gerekir. Bu nedenle de sanat, bir yerel özellik taşıyan, evrensele katılabilen, yerelde üretilmiş bir değerdir. Sonuç olarak, eğer sanat eseri evrensele katılabiliyorsa o bir yerselliğin, yüksek değer erişimiyle evrensele katılmasıdır. Bu, bir nehre başka bir akarsuyun katılması ve onu çoğaltması gibidir. Böyle bir metafor kullanılabilir.

Tabiat ve yersellik böyle bir anlam kazanmaktadır. Tabiatın anlamı kırsal hayatsa; kırsal hayatın avantajları çoktur, ancak hem şehirde olup hem kırsal hayatı yaşayabilmek çok daha önemlidir. Böyle bir ortamda daha iyi başarılar elde edilebilir. Tek başına şehri değil, tek başına kırsal hayatı da değil, ikisini birlikte yaşamak çok daha önemlidir. Ben, bunu size de tavsiye ediyorum.

Tabii ki şehirle bağı koparmamak gerekir, çünkü medeniyet şehirlerde gelişir. Medeniyet, şehir kültürü demektir. Şehirle bağı koparmadan, hayata, kırsal ortamın avantajlarını ekleyerek yaşamak gerekir. Ancak buradaki gelişim bir yere kadardır. Bir yerden sonra daha öteye geçilmez; sürekli tekrar eden bir döngü vardır. Kırsal hayatın bize sağladığı zihin sağlığı, gündemden etkilenmeme, amaca kilitlenme ve amaca ulaşma yolunda engellerle karşılaşmama durumudur. Fakat daha yüksek ürünler elde etmek için bir süre sonra gündeme göz atmak gereklidir.

İnsan neden sanat yapma ihtiyacı duyar?

İnsani ihtiyaçlarını karşılayan, yemek içmek, solumak gibi altyapı sorunlarını halletmiş bir kimse için sanat ve ahlak gibi üstyapı kurumlarıyla ilgili doğal bir istek ortaya çıkar. Bu, insanın etki yaratma ihtiyacından kaynaklıdır. Ben, sizi etkilemek için ses, görüntü, hareket, çeşitli davranışlar veya çeşitli üretimlerde bulunuyorum. Eğer onların her birini sizi etkileyecek kadar kullanabiliyorsam, yaratıcılığımı kullanmışsam, bazı düzeyler elde etmişsem ve içtenlikle yapmışsam bu yapılan işlem; bir sanat işlemi sayılabilir. Bu yüzden altyapı sorunu olmayan her insanın sanat yapma ihtiyacı ortaya çıkar.

…Ben, eğitim-öğretim alırken sanat alanında eğitim-öğretim yolunu seçtim. O alanda başarılı olduğumu gördüm, ürünler ortaya koydum, o alanda çalışmalara katıldım. Belli bir eğitim düzeninin içinde tamamlayıcı bir ekip insanı olarak çalıştım. Yalnız başına bir sanat tasarımcısı değil, aynı zamanda bir eğitimci olarak, toplumun içerisinde yer aldım. Bu, bizim kendimize biçtiğimiz bir misyondur ve toplumsal bir görevdir. Ben bir sanatçı olarak sadece bu toplumda yerini almış bir kimse değil; hem bir eğitimci, hem bir baba, hem aile reisiyim ama en başta eğitimciyim. Bu konuda bir profesyonel olarak çalışıyorum. Bu güzel sanatlar alanının belli bir eylemini eğitim bakımından yerine getiriyorum. Bir yandan da bir sanat üretimi yapmak istiyorum. Bu iki şey, birbirini destekliyor ve çoğaltıyor. Sanat yapmamızın ya da benim sanata olan ilgimin nedeni bu... Böyle söyleyebilirim.

Felsefi bir dünya görüşünü amaçlayan bir kimse, kendi aklına dayanma cesaretini neden göstermelidir?

Neden diye sormamalı, çünkü; nedeni zaten kendisidir. Kişinin kendi akıl gücünü kullanması, ona güvenmesi, üretmesidir. Bir insanı, insanlaştıran nedendir bu... Bizim, diğer yaratıklardan farkımız zaten budur. Başkasının peşinden sürüklenerek değil, kendi aklımızı esas alarak, onu geliştirerek, ona güvenerek yaşamı yürütüyorsak, kendi tercihlerimizi ön planda tutuyorsak, taklit etme gibi davranışlardan uzaksak, kendi kişiliğimizi, kimliğimizi tamamına baktığımda, başkaları da hayatın tamamına nasıl bakar diye merak ederim ve bunu merak etmek gerekir. Biz, hayatın tamamı hakkında bir takım şeylere sahip olmak istiyoruz. İnsanın ürettiği her şeyi gözden geçirmek istiyoruz. Felsefe de bunu yapar. Biz çağımızdan sorumlu insanlarız. Biz kendimize felsefeci demesek de, bizim de hayata bir bakışımız vardır. Ama tabii ki o bakışı yapan kişinin donanımı da çok önemlidir. Nasıl bakıyorsunuz? Sizin baktığınızla benim baktığım bir midir acaba? Bunlar farklıdır ve her insanın kendi gözüyle gördüğünü söyleriz. Kendi gözü derken; akıl gözünden söz ederiz değil mi? Asıl olan kavramlarla, aklımızla bakarız. Bizim kendimizi geliştirmemiz için sürekli okumamız gerekiyor. O sürekli okumalar bizi başkalarıyla tanıştırır. Ben, sanatçıların yazdıklarına da çok değer veririm. Sanatçıların, yazılarını okurum. Sanatçıların yazdıkları ile sanatçı olmayanların yani, sanat tarihçilerinin yazdıkları çok farklı şeylerdir.

Sanat tarihçileri, sanatın ne olduğunu bilmeden, geriden nal toplayarak gelirler. Felsefeciler hep ileriye doğru giderler, kendi içinde tutarlılıkları vardır. Felsefecilerin yazdıklarına çok değer vermek gerekir. Onun için önce sanatçıların ve felsefecilerin yazdıklarını okumak gerekir. Edebiyat, sanat tarihçiliği, psikoloji, sosyoloji bunlar daha sonra gelir.

Türkiye’de iyi sanatçı olup da yazı yazan birkaç kişi vardır. Nurullah Berk, Bedri Rahmi Eyüpoğlu gibi değerli sanatçılar vardır; konuştukları ve yazdıkları çok değerlidir. Onlar, sanat yapan insanlardır. Düşünüş tarzları çok önemlidir. Nelere dikkat ettiklerine, neyi nasıl anladıklarına bakmak gerekir. Sanatçılar, kısa da yazsa onların söylediklerinde mutlaka bir şeyler bulursunuz. Onlar, sonuçlar alıyor, deneyler yapıyor, bazı sonuçlara gidiyorlar. Hayatın kendisidir o, bir gerçektir. Gerçek çok değerlidir, gerçeği yakalamaya çalışır sanatçı, kendine göre öznel de olsa bir gerçek yakalar. Bu öznel gerçekliği, nasıl yakalamış, o konudaki düşüncesine bakmak lazım.

 


Söyleşinin tamamını
www.youtube.com/watch?v=2eVG9DrDpac&t=9s adresinden izleyebilirsiniz.

 

Kaynak
ders BELGELİĞİ Çalışma Grubu, 25 Mart 2015 tarihli Yunus Güneş Söyleşisi


Söyleşi; Aras Yazıcı, Aslıhan Mumcu, Esra Nur Kerim, Mine Nefise Dinçer, Yusuf Baraç. Kurgu-Montaj; Aslıhan Mumcu, Aras Yazıcı, Mine Nefise Dinçer. Kamera; Yusuf Baraç. İletişim Sorumlusu; Mine Nefise Dinçer.